Türkiye ne zaman kendi medeniyet kodlarıyla barışmaya, küresel dayatmalara karşı dik durmaya başlasın; hemen tanıdık bir koro, senkronize bir şekilde kirli bir gürültü koparıyor. Bakıyorsunuz TMMOB, DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği ve bilumum şürekâsı sanki tek bir merkezden düğmeye basılmışçasına aynı nakaratı seslendiriyor. Bu yapıların beslenme kaynaklarının aynılığı ve o çok özledikleri “Eski Türkiye” vesayetine duydukları derin özlem, bugün artık saklanamaz bir boyuta ulaşmıştır.
Sessiz Kalanların “Laikatak” Nöbeti
Bu koro, dünyayı dizayn etmek için her türlü ahlaksızlığı mübah gören Epstein Adası’ndaki o kirli istismar düzenine karşı -ne hikmetse-dilsizdir. Dünyayı dizayn ederek devletleri yönetenler eliyle pranga altına almak isteyen MOSSAD yapımı küresel tezgâh karşısında sessizliğe bürünürken; konu bu toprakların ruhunu yansıtan etkinlik ve uygulamalar olduğunda anında “laikatak” nöbetine girmektedir. Bu zihniyetin eğitim camiasındaki uzantıları olan Eğitim-İş ve siyam ikizi Eğitim-Sen’in, malum koronun nakaratı ile hareket etmeleri bu yüzden bizi hiç şaşırtmadı. “Merdi kıpti sirkatin söyler” sözünün hakkını vererek aldıkları eylem ve basın açıklaması kararı hayırlı(!) olsun. Bu şer cephesinin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla okullarda düzenlenen Ramazan etkinliklerine karşı adeta teyakkuza geçmiş olmaları, saflarımızı ne kadar sık tutmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatmış oldu . Bu arada kendilerine teşekkür etsek azdır. Malum sendikaların bu tutumlarının gereği üzere işyeri ziyaretlerinde de aynı cesareti göstermelerini bekliyoruz. Öğretmenler odasında uğradıklarında ramazan ayı etkinlikleri başta olmak üzere karşı oldukları ne varsa açık yüreklilikle ortaya koymalarını bekliyoruz. Böylece, özlük hakları ve eğitim çalışanlarının sorunlarının ardında saklı gerçek yüzlerini de hep birlikte görmüş olacağız.
Birbirimizi kandırmanın manası yok. Mesele ne hukuk ne de mevzuat!.. Biz bu “ikna odası” artıklarının cemaziyelevvelini 28 Şubat’ın karanlık günlerinden biliyoruz. Geçmişte aynı örgüt çatısı altındaki bu siyam ikizi sendikaları ve uzantısı sözde STK’ları postmodern cunta eliyle başörtüsü başta olmak üzere milletin inancına karşı o gün nasıl da tek sıra halinde vaziyet almışlardı. Kadın çalışanların pantolon giyme hakları için birlikte iş bırakma eylem kararı aldığımız günün ertesinde başörtüsü için aynı duyarlılığı gösterme çağrımız üzerine ortaya koydukları iki yüzlü tavrın aynısını Türkiye’nin normalleşme eğilimi gösterdiği günlerde sivil itaatsizlik eylem kararı aldığımız ve başlattığımız imza kampanyası sürecinde de tekrar görmüş olduk. Her zaman olduğu gibi o gün de milli ve manevi değerler söz konusu olduğunda “laiklik” sopasına sarılan bu sendikalar ve ağa babalarının bugün ortaya koydukları tavırla, yerli versiyonu ile bir islamofobi taşeronluğu yaptıklarının da fakındayız.
Kirli İttifak ve Fosilleşmiş Bildiriler
İşin en ibretlik bir başka tarafı ise sergilenen bu çifte standarttır. Kendi topraklarının bin yıllık Ramazan geleneğini, okullardaki pano süslemelerini ve paylaşma kültürünü, hasmane tutumlarının klişe söylemi “irtica” kavramıyla yaftalayarak, “tehdit” olarak görenler; iş LGBT ve toplumsal cinsiyet gibi dış kaynaklı sapkın ideolojilerin okul sıralarına sızmasına gelince çekinmeden öncülük yapmaktadır. Küresel sapkınlıkların avukatlığını yapıp, bu milletin değerlerine savaş açan bu yapılar, tarihin tozlu sayfalarında birer “yabancılaşma örneği” olarak kalmaya mahkûmdur.
Şunu açıkça ifade edelim:
TMMOB, DİSK, KESK TTB ve şürekâsının kaleme aldığı o ortak bildiriler ve basın açıklaması çağrıları, “sözde aydınların” sipariş usulü başlattığı imza kampanyaları; Eski Türkiye’nin miadının dolduğu gerçeğini zerre kadar değiştirmeyecektir. Milletin iradesini, sivil toplum tabelası ardına gizlenmiş siyasi ajandalarla dizginleme devri artık kapandı. Milletin vicdanında karşılığı olmayan hiçbir kâğıt parçası, bu yürüyüşü durduramaz.
Ya Alışacaksınız Ya Da Türünüzün Son Örnekleri Olarak Tükeneceksiniz!
Sendikacılığı özlük hakları üzerinden değil, ideolojik bir kavga sahası üzerinden okuyan bu “halka rağmen halkçı” zihniyet için yolun sonu göründü. Kendi toplumuyla kavga eden, küresel ifsad projelerine kapı açan bir anlayışın, ne eğitim camiasında ne de bu aziz milletin gönlünde tutunabilme şansı vardır.
Dünün “Beşli Çetesi” heveslilerine hatırlatmakta yarar var:
Eski Türkiye düzeni sona erdi.
Bu yeni gerçeğe, bu yerli ve köklerimiz ile barışık duruşa ya alışacaksınız ya da bu dalganın altında kalıp yok olacaksınız.